Hırvatistan denilince akla ilk gelen, Adriyatik Denizi’nin turkuaz suları, Dubrovnik’in heybetli surları ve binlerce adadan oluşan nefes kesici bir takımadadır. Ancak bu görkemli Akdeniz ülkesi, turistik broşürlerin ötesinde, Türkiye ile şaşırtıcı ve az bilinen tarihi bağlara sahiptir. Bu hikaye, sadece savaşlar ve sınırlar değil, ticaret, kültür alışverişi ve karşılıklı etkileşimle örülmüş, derin ve ilginç bir hikayedir. Gelin, Hırvatistan’ın göz kamaştıran sahillerinin ardındaki bu gizli katmanı birlikte keşfedelim.
Kültür: Mutfak ve Dildeki Beklenmedik Ortaklıklar
Hırvatistan’da Osmanlı izlerini aramak, bir hazine avına çıkmak gibidir. Bu izler, en çok iç kesimlerde ve günlük yaşamın içinde karşımıza çıkar.
- “Čevapi” ve “Ćufte”: Balkanlar’ın Ortak Lezzetleri: Hırvat mutfağının en meşhur yemeklerinden biri olan “ćevapi” (ćevapčići), Türkiye’deki “köfte” kültürünün Balkanlar’daki yansımasından başka bir şey değildir. Genellikle soğan ve “lepinja” (pide) eşliğinde servis edilir. Benzer şekilde, “ćufte” (köfte) ve “burek” (börek) gibi kelimeler ve lezzetler, günlük Hırvat mutfak kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Özellikle Slavonya bölgesinde, biberlerle doldurularak yapılan “dolma”, Türk mutfağındaki biber dolması ile neredeyse aynıdır. Bu lezzetler, yüzyıllar süren etkileşimin mutfaktaki sessiz tanıklarıdır.
- Dildeki İzler: “Bardak” ve “Para”: Hırvatçada, Türkçeden geçmiş yüzlerce kelime bulunur. Günlük hayatta sıkça kullanılan “bardak” (bardak), “boja” (boya), “čarapa” (çorap), “dugme” (düğme), “jastuk” (yastık) ve “para” (para) gibi kelimeler, iki kültür arasındaki derin etkileşimi gösterir. Bu kelimeler, sadece bir dil alışverişi değil, ortak bir yaşam kültürünün kanıtıdır.
Sanat: Mimaride ve El Sanatlarında Osmanlı Estetiği
- “Türk Çeşmeleri” ve “Kuleler”: Hırvatistan’ın iç kesimlerinde, özellikle Slavonya bölgesindeki şehirlerde, Osmanlı döneminden kalma çeşmelere rastlamak mümkündür. Örneğin, Osijek şehrindeki bazı tarihi çeşmeler, Osmanlı mimarisinin izlerini taşır. Ayrıca, Dubrovnik surlarının hemen dışındaki “Bokar Kalesi”, Osmanlı saldırılarına karşı savunma amacıyla inşa edilmiştir ve bu dönemin askeri mimarisinin bir örneğidir.
- El Sanatlarındaki Desenler: “Telkari” ve “Çinicilik”: Hırvatistan’da, özellikle Zagreb ve Dubrovnik‘teki geleneksel el sanatları dükkanlarında, Osmanlı etkisini yansıtan telkari (ince gümüş işlemecilik) ve çini desenlerine rastlamak mümkündür. Bu desenler, Anadolu’daki geleneksel el sanatlarıyla benzerlikler gösterir ve iki kültür arasındaki estetik alışverişin bir göstergesidir.
Turizm: Osmanlı’nın Saklı Kalmış Mirası
Hırvatistan’da Osmanlı mirasını keşfetmek için, turistik sahillerden biraz uzaklaşmak gerekir. İşte size az bilinen birkaç durak:
- Đakovo: Mimar Sinan’ın Öğrencisinin Eseri: Slavonya bölgesindeki Đakovo şehri, muhteşem Đakovo Katedrali ile ünlüdür. Ancak az bilinen bir detay, bu katedralin mimarı Carl Roesner‘in, Osmanlı mimarisinden etkilenmiş olmasıdır. Ayrıca, Đakovo’da bulunan “Türk Çeşmesi”, Osmanlı döneminden kalan önemli bir eserdir. Bu çeşme, Osmanlı’nın bölgedeki varlığının sessiz bir tanığıdır.
- Požega: “Altın Şehir”in Osmanlı Mirası: Slavonya bölgesinin bir diğer gizli hazinesi olan Požega, Osmanlı döneminde önemli bir idari merkezdi. Şehirde, Osmanlı’dan kalma ” saat kulesi” ve “çeşmeler” bulunmaktadır. Ayrıca, Požega’nın dar sokakları ve tarihi dokusu, Osmanlı şehir planlamacılığının izlerini taşır.
- Sisak: “Sisak Kahramanı” Hikayesi: Sisak şehri, Osmanlı’ya karşı kazanılan Sisak Muharebesi (1593) ile ünlüdür. Bu muharebe, Osmanlı’nın Avrupa’daki ilerleyişini durduran önemli bir dönüm noktasıdır. Günümüzde, Sisak’ta bu muharebeyi anlatan anıtlar ve müzeler bulunmaktadır. Bu tarihi olay, iki ülke arasındaki ilişkilerin karmaşık ve çok katmanlı doğasını gösterir.
- Dubrovnik: “Bugün Bize İspanya’dan, Yarın Sizden”: Dubrovnik (eski adıyla Ragusa), Osmanlı döneminde özerk bir şehir devletiydi ve Osmanlı ile ticari ve diplomatik ilişkilerini çok iyi yürütmüştü. Şehrin arşivlerinde, Osmanlı’ya yazılmış yüzlerce diplomatik mektup bulunmaktadır. Dubrovniklilerin, Osmanlı’ya karşı denge politikası izlerken kullandıkları “Bugün bize İspanya’dan, yarın sizden” deyimi, bu ilişkinin ne kadar stratejik olduğunu gösterir.
Türkiye Bağlantısının Modern Yüzü: TİKA ve Yunus Emre’nin Canlandırdığı Bağlar
Bu kadim bağlar, günümüzde Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından yeniden canlandırılıyor. TİKA, Hırvatistan’da özellikle Slavonya bölgesindeki Osmanlı eserlerinin restorasyonunu üstlenmiştir. Ayrıca, Yunus Emre Enstitüsü‘nün Zagreb’deki merkezi, Türkçe öğrenmek ve Türk kültürünü tanımak isteyen Hırvatlar için bir köprü görevi görür. Her yıl düzenlenen kültür festivalleri ve akademik iş birlikleri, iki ülke arasındaki bağları güçlendirmektedir.
Son Söz Yerine:
Hırvatistan’ı keşfetmek, sadece muhteşem sahilleri ve tarihi şehirleri değil, aynı zamanda Türkiye ile olan beklenmedik ve derin bağları keşfetmektir. Bir Hırvat’ın size “merhaba” demesi, bir restoranda “ćevapi” sipariş etmeniz, veya iç kesimlerdeki bir çeşmede Osmanlı izlerini görmeniz, size bu toprakların ne kadar tanıdık olduğunu hissettirecektir. Hırvatistan, sadece bir Akdeniz ülkesi değil, aynı zamanda paylaştığımız ortak tarihin ve kültürel etkileşimin izlerini taşıyan bir komşudur. Buraya gelirken yanınıza, sadece mayo ve güneş kremini değil, bu derin ve ilginç bağları keşfetmek için merak ve açık bir yürek getirin



